📚 Üniversite Yetersizlikleri | EĞİTİM REZALETİ!

M.Ş.KRSC

Konsey Acemisi
Konsey Üyesi
Merhaba arkadaşlar ben hem akademisyen hem teknokent içinde arge şirketi olan bir iş insanıyım. Sizlerle bir konu hakkında düşüncelerimi paylaşmak ve sizlerinde fikrini almak istiyorum.
Konuyu şöyle özetlemek isterim.

Üniversitelerin özellikle iki yıllık programlarında birçok genç, eğitim almak amacıyla değil; sadece diploma almak, aileden uzaklaşmak, askerliği ertelemek veya geçici bir soluklanma dönemi olarak görmektedir. Okudukları bölümün mezunu olarak ne iş yapacaklarını dahi bilmemektedirler. Meslek yüksekokullarında ara eleman yetiştiriyoruz ancak verilen eğitim büyük ölçüde teorik kalmakta, pratik ise çok yetersiz olmaktadır. 20 veya 30 günlük yaz stajı ise kesinlikle yeterli değil ve çok kısa bir süreçtir. Düşünün ki bu işleri yapanlar yıllarını harcayarak bulundukları seviyeye çıkabilmektedir. Bu nedenle iki yıllık eğitimin üzerine bir yıl zorunlu ve ücretli işyeri stajı (saha eğitimi) konulmalıdır. Böylece öğrenciler mezun olmadan önce gerçek iş deneyimi kazanacak ve sektörün aradığı kalifiye eleman haline gelecektir. Devlet birçok alanda sanayiye ve işletmelere çeşitli teşvikler vermektedir. Bu desteklerin bir bölümü, öğrencilerin zorunlu işyeri eğitimlerinde maaş desteği olarak işverenlere yönlendirilmelidir. Bu sayede işletmeler maliyetsiz şekilde nitelikli eleman yetiştirme imkânı bulacak, hem üretim artacak hem de sektörler rahatlayacaktır. Tabi bu süreç yasal yükümlülükler ve kontroller dahilinde yapılmalı ki suistimaller yaşanmasın. Birde mezun olunca hiçbir deneyimi olmadan diplomasına güvenerek ya yüksek maaş beklentileri oluyor ya hemen atama bekliyor yada tecrübesiz kendi işini kurarak iflasa gidiyor.

Sonuç
Ülkemizde birçok kişi ikinci veya üçüncü üniversiteye, ilk bölümden niteliksiz mezun olduğu ve iş bulamadığı için yönelmektedir. Bu durum yeni mezunların önünü kapatmaktadır. Önerdiğimiz zorunlu işyeri eğitimi uygulaması ile çalışmak istemeyen öğrenciler okula gelmeyecek, liselerden mezun gençlerin önü açılacak ve mezunlar mesleğini tanıdığı için ikinci bir bölüm arayışına girmeyecektir.
 
Merhaba arkadaşlar ben hem akademisyen hem teknokent içinde arge şirketi olan bir iş insanıyım. Sizlerle bir konu hakkında düşüncelerimi paylaşmak ve sizlerinde fikrini almak istiyorum.
Konuyu şöyle özetlemek isterim.

Üniversitelerin özellikle iki yıllık programlarında birçok genç, eğitim almak amacıyla değil; sadece diploma almak, aileden uzaklaşmak, askerliği ertelemek veya geçici bir soluklanma dönemi olarak görmektedir. Okudukları bölümün mezunu olarak ne iş yapacaklarını dahi bilmemektedirler. Meslek yüksekokullarında ara eleman yetiştiriyoruz ancak verilen eğitim büyük ölçüde teorik kalmakta, pratik ise çok yetersiz olmaktadır. 20 veya 30 günlük yaz stajı ise kesinlikle yeterli değil ve çok kısa bir süreçtir. Düşünün ki bu işleri yapanlar yıllarını harcayarak bulundukları seviyeye çıkabilmektedir. Bu nedenle iki yıllık eğitimin üzerine bir yıl zorunlu ve ücretli işyeri stajı (saha eğitimi) konulmalıdır. Böylece öğrenciler mezun olmadan önce gerçek iş deneyimi kazanacak ve sektörün aradığı kalifiye eleman haline gelecektir. Devlet birçok alanda sanayiye ve işletmelere çeşitli teşvikler vermektedir. Bu desteklerin bir bölümü, öğrencilerin zorunlu işyeri eğitimlerinde maaş desteği olarak işverenlere yönlendirilmelidir. Bu sayede işletmeler maliyetsiz şekilde nitelikli eleman yetiştirme imkânı bulacak, hem üretim artacak hem de sektörler rahatlayacaktır. Tabi bu süreç yasal yükümlülükler ve kontroller dahilinde yapılmalı ki suistimaller yaşanmasın. Birde mezun olunca hiçbir deneyimi olmadan diplomasına güvenerek ya yüksek maaş beklentileri oluyor ya hemen atama bekliyor yada tecrübesiz kendi işini kurarak iflasa gidiyor.

Sonuç
Ülkemizde birçok kişi ikinci veya üçüncü üniversiteye, ilk bölümden niteliksiz mezun olduğu ve iş bulamadığı için yönelmektedir. Bu durum yeni mezunların önünü kapatmaktadır. Önerdiğimiz zorunlu işyeri eğitimi uygulaması ile çalışmak istemeyen öğrenciler okula gelmeyecek, liselerden mezun gençlerin önü açılacak ve mezunlar mesleğini tanıdığı için ikinci bir bölüm arayışına girmeyecektir.
Merhaba değerli dostum. Okumazsan Sanayi'ye gidersin, okumazsan Berber olursun diye korkutulan, okumak harici bütün mesleklerin aşağılık olduğu öğretilen çocuklar ; Bir berberin 10'da 1'i kadar, bir sanayici'nin %100'de 1'i kadar para kazanamıyor. Afgan Çobanlar asgari ücretin 3 katını kazanıyor. Maalesef kendi okuyamamış bir aptal kesimin, okuyunca her şey olacak diye yanlış büyüttükleri aptal çocuklarla başbaşayız. Meslek yok, bilgi yok, çalışma şevki yok. Çözüm ne dersen söylerim ama yapacak cesaret yok.
 
Merhaba değerli dostum. Okumazsan Sanayi'ye gidersin, okumazsan Berber olursun diye korkutulan, okumak harici bütün mesleklerin aşağılık olduğu öğretilen çocuklar ; Bir berberin 10'da 1'i kadar, bir sanayici'nin %100'de 1'i kadar para kazanamıyor. Afgan Çobanlar asgari ücretin 3 katını kazanıyor. Maalesef kendi okuyamamış bir aptal kesimin, okuyunca her şey olacak diye yanlış büyüttükleri aptal çocuklarla başbaşayız. Meslek yok, bilgi yok, çalışma şevki yok. Çözüm ne dersen söylerim ama yapacak cesaret yok.
Evet haklısınız akademisyen olmam dolayısı ile ben konuyu yumuşatarak işledim. Belki bir çözüm olur düşüncesi ile fikirlerimi paylaştım. Daha önce sizinle yazışmamda anlattığım gibi okumamış ve zor günler yaşamış bir toplumun herşey güzel olacak düşüncesi ile kendi çocuğunu yerlere göklere sığdıramayıp
ben görmedim çocuğum görsün
ben yaşamadım o yaşasın
Sırf egosunu tatmin edebilmek için kendi istediği mesleği çocuğuna dayatmaya çalışması
Hep gözü yüksekte olması vs
Daha ilk eğitimi ile okul, dersane, özel ders vs bir yarışa sokup gerçek hayattan koparması ile yetişen bu çocuklar malesef büyüyene kadar toplumdan ve toplum kurallarından uzak birer ruhsuz birey haline geldi.
Çocuklarımız aptal değil ama toplumdan uzaklaştıkça aptallaşıyor.
Hatta kendi çocuğu kendine altın gibi göründüğünden öğretmenlere saldıran, kurumlara ve diğer insanlara saldıran karşı tarafı dinlemeden herkesi suçlayan bir toplum olduk.
Artık 20 li yaşlara gelen gençlerimiz erkek veya kız farketmeksizin bırakın yemek yapmayı, temizlik yapmayı bir bardak çay dolduramayan bireyler oldu tabi bu gençler ileride bir tornavida tutamaz veya tutmayı istemez her kez masa başı iş arar hatta onu bile zorluk görür.
Okullarda artık kişisel gelişimin temeli olan eğitim verilmez oldu sadece ders konuları öğretiliyor PARDON ezberletilip geçiliyor.
Bir ülke düşünün 12 yıl
benden eğitimi dersi almış koşmayı bilmez
Tarih dersi almış dününü bilmez
Dil dersi almış konuşmayı bilmez
Coğrafya dersi almış ülkesindeki şehirleri dahi bilmez
Bilmez bilmez bilmez.

İşte bu yüzden eğitimcisine saldıran hayvanlara döndük

Tabi iyi insanları tenzih ederim sözüm onlara değil onlar da olmasa ülke topyekün gider

Bu yüzden ben diyorum ki

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI mısın ismi
MİLLİ ÖĞRETİM BAKANLIĞI olsun

Benim elinizi öper 15 yaşında bir kızım var kendi isteği ile okuldan çıktı açık öğretim okuyor ve şuan benim şirketime bağlı bir şubede çalışıyor. Diğer personellerden kesinlikle ayrı tutulmuyor ve başında bir müdür var. Bu çocuk gayet mutlu baba ben senden çok şey öğrendim ama birgün boynuz kulağı geçecek bu şirketi zirveye taşıyacağız beraber diyor. Elhamdülillah bana ve annesine yük olmadan evinde ve iş yerinde her konuda başarılı ilerliyor.

Bu yaşta her meslek kutsaldır. Herkez eczacı, doktor, mühendis olunca bu toplum nereye varacak kimse düşünmüyor.

O yüzden özellikle iki yıllık programları ele aldım yoksa mevzu çok derinde ve yazmakla bitmez.

Bu ülkenin geleceği için burada bu konuları tartışmak olgunlaşan çözümleri belki insanlara hatta siyasilerin duyacağı şekilde anlatmak gerekir.

İlginize teşekkür ederim.
 
Evet haklısınız akademisyen olmam dolayısı ile ben konuyu yumuşatarak işledim. Belki bir çözüm olur düşüncesi ile fikirlerimi paylaştım. Daha önce sizinle yazışmamda anlattığım gibi okumamış ve zor günler yaşamış bir toplumun herşey güzel olacak düşüncesi ile kendi çocuğunu yerlere göklere sığdıramayıp
ben görmedim çocuğum görsün
ben yaşamadım o yaşasın
Sırf egosunu tatmin edebilmek için kendi istediği mesleği çocuğuna dayatmaya çalışması
Hep gözü yüksekte olması vs
Daha ilk eğitimi ile okul, dersane, özel ders vs bir yarışa sokup gerçek hayattan koparması ile yetişen bu çocuklar malesef büyüyene kadar toplumdan ve toplum kurallarından uzak birer ruhsuz birey haline geldi.
Çocuklarımız aptal değil ama toplumdan uzaklaştıkça aptallaşıyor.
Hatta kendi çocuğu kendine altın gibi göründüğünden öğretmenlere saldıran, kurumlara ve diğer insanlara saldıran karşı tarafı dinlemeden herkesi suçlayan bir toplum olduk.
Artık 20 li yaşlara gelen gençlerimiz erkek veya kız farketmeksizin bırakın yemek yapmayı, temizlik yapmayı bir bardak çay dolduramayan bireyler oldu tabi bu gençler ileride bir tornavida tutamaz veya tutmayı istemez her kez masa başı iş arar hatta onu bile zorluk görür.
Okullarda artık kişisel gelişimin temeli olan eğitim verilmez oldu sadece ders konuları öğretiliyor PARDON ezberletilip geçiliyor.
Bir ülke düşünün 12 yıl
benden eğitimi dersi almış koşmayı bilmez
Tarih dersi almış dününü bilmez
Dil dersi almış konuşmayı bilmez
Coğrafya dersi almış ülkesindeki şehirleri dahi bilmez
Bilmez bilmez bilmez.

İşte bu yüzden eğitimcisine saldıran hayvanlara döndük

Tabi iyi insanları tenzih ederim sözüm onlara değil onlar da olmasa ülke topyekün gider

Bu yüzden ben diyorum ki

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI mısın ismi
MİLLİ ÖĞRETİM BAKANLIĞI olsun

Benim elinizi öper 15 yaşında bir kızım var kendi isteği ile okuldan çıktı açık öğretim okuyor ve şuan benim şirketime bağlı bir şubede çalışıyor. Diğer personellerden kesinlikle ayrı tutulmuyor ve başında bir müdür var. Bu çocuk gayet mutlu baba ben senden çok şey öğrendim ama birgün boynuz kulağı geçecek bu şirketi zirveye taşıyacağız beraber diyor. Elhamdülillah bana ve annesine yük olmadan evinde ve iş yerinde her konuda başarılı ilerliyor.

Bu yaşta her meslek kutsaldır. Herkez eczacı, doktor, mühendis olunca bu toplum nereye varacak kimse düşünmüyor.

O yüzden özellikle iki yıllık programları ele aldım yoksa mevzu çok derinde ve yazmakla bitmez.

Bu ülkenin geleceği için burada bu konuları tartışmak olgunlaşan çözümleri belki insanlara hatta siyasilerin duyacağı şekilde anlatmak gerekir.

İlginize teşekkür ederim.
Çok güzel anlatmışsınız, yüreğinize sağlık.
 
Evet haklısınız akademisyen olmam dolayısı ile ben konuyu yumuşatarak işledim. Belki bir çözüm olur düşüncesi ile fikirlerimi paylaştım. Daha önce sizinle yazışmamda anlattığım gibi okumamış ve zor günler yaşamış bir toplumun herşey güzel olacak düşüncesi ile kendi çocuğunu yerlere göklere sığdıramayıp
ben görmedim çocuğum görsün
ben yaşamadım o yaşasın
Sırf egosunu tatmin edebilmek için kendi istediği mesleği çocuğuna dayatmaya çalışması
Hep gözü yüksekte olması vs
Daha ilk eğitimi ile okul, dersane, özel ders vs bir yarışa sokup gerçek hayattan koparması ile yetişen bu çocuklar malesef büyüyene kadar toplumdan ve toplum kurallarından uzak birer ruhsuz birey haline geldi.
Çocuklarımız aptal değil ama toplumdan uzaklaştıkça aptallaşıyor.
Hatta kendi çocuğu kendine altın gibi göründüğünden öğretmenlere saldıran, kurumlara ve diğer insanlara saldıran karşı tarafı dinlemeden herkesi suçlayan bir toplum olduk.
Artık 20 li yaşlara gelen gençlerimiz erkek veya kız farketmeksizin bırakın yemek yapmayı, temizlik yapmayı bir bardak çay dolduramayan bireyler oldu tabi bu gençler ileride bir tornavida tutamaz veya tutmayı istemez her kez masa başı iş arar hatta onu bile zorluk görür.
Okullarda artık kişisel gelişimin temeli olan eğitim verilmez oldu sadece ders konuları öğretiliyor PARDON ezberletilip geçiliyor.
Bir ülke düşünün 12 yıl
benden eğitimi dersi almış koşmayı bilmez
Tarih dersi almış dününü bilmez
Dil dersi almış konuşmayı bilmez
Coğrafya dersi almış ülkesindeki şehirleri dahi bilmez
Bilmez bilmez bilmez.

İşte bu yüzden eğitimcisine saldıran hayvanlara döndük

Tabi iyi insanları tenzih ederim sözüm onlara değil onlar da olmasa ülke topyekün gider

Bu yüzden ben diyorum ki

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI mısın ismi
MİLLİ ÖĞRETİM BAKANLIĞI olsun

Benim elinizi öper 15 yaşında bir kızım var kendi isteği ile okuldan çıktı açık öğretim okuyor ve şuan benim şirketime bağlı bir şubede çalışıyor. Diğer personellerden kesinlikle ayrı tutulmuyor ve başında bir müdür var. Bu çocuk gayet mutlu baba ben senden çok şey öğrendim ama birgün boynuz kulağı geçecek bu şirketi zirveye taşıyacağız beraber diyor. Elhamdülillah bana ve annesine yük olmadan evinde ve iş yerinde her konuda başarılı ilerliyor.

Bu yaşta her meslek kutsaldır. Herkez eczacı, doktor, mühendis olunca bu toplum nereye varacak kimse düşünmüyor.

O yüzden özellikle iki yıllık programları ele aldım yoksa mevzu çok derinde ve yazmakla bitmez.

Bu ülkenin geleceği için burada bu konuları tartışmak olgunlaşan çözümleri belki insanlara hatta siyasilerin duyacağı şekilde anlatmak gerekir.

İlginize teşekkür ederim.
Paragraflardan aslolan bir noktayı keşfettim ki ; her çocuk özellikle sevdiği (veya seveceği) ki ; bu kriter ilköğretim yıllarında sık sık yazılı-sözlü test ve pratik dersler ve zeka oyunları ile YÖNELTİLEBİLECEK bir meslek branşı ile hedefe odaklanıp yetiştirlir ise her mesleğe uygun bir fert kazanılmış olacaktır..!!....diye düşünüyorum.(Osmanlı da medrese eğitimleri böyle başlar diye okumuştum)
 
Merhaba öncelikle cevabınız için teşekkür ederim. Tabi doğru söylüyorsunuz ve benimde üzerinde durduğum konulardan biri bu.
Zihinsel bir problemi olmayan hiçbir çocuk dünyaya geri kafalı olarak gelmez ancak bulunduğu coğrafya, ortam ve ailenin ona verdikleri ile gelişir ancak her çocuğun yetenekli olduğu veya merak uyandığı bir alan vardır.
Biz bunu gözetmeden çocuğun gizemli dünyasını izlemeden sırf kendi egolarımızı tatmin etmek amacı ile illa bizim istediğimiz işleri meslekleri yapmasını isteyerek mahvediyoruz.
Onları kendi egolarımıza mahkum ediyoruz.
Aslolan ve çocuğunu gerçekten düşünen aileler olsak onların yeteneklerine ve isteklerine kulak vermek o yönde geliştirmek gerekir. Tabi ki yanlış seçim yapan çocuklarımızı uyarmak onları doğru yönlendirmek gerekir ancak el yeteneği olan bir çocuğa hukuk okutmak tıbba merakı olan bir çocuğu güzel sanatlara yollamak veya mekaniğe merakı olan bir çocuğa eczacılık okutmak gibi değil, yanlış işlere girmesini engelleyerek kendi ilgi ve beceri alanında en iyisini yapmasını sağlamak imkan tanımak gerekir. Her meslek kendi içinde kutsaldır yeterki milli ve vicdani duygular ile yapılsın.
Düşğnün ki bu ülkedeki tüm çocuklar doktor oldu avukat mühendis eczacı oldu peki bunlara kim hizmet verecek.
Daha enteresan yanı şu olur:
Hizmet sektöründe iş gücü azalacağından Hizmet sektöründe olan kişi tüm saydığımız meslek gruplarından daha fazla kazanacak ve şimdi popüler olan meslek sahipleri o mesleğe geçmeyi planlayacak kısacası denge bozuluyor kazanç ve yaşam dengesi bozuluyor. Bu yanlışları bir an önce düzeltmek gerekir.
 
Merhaba öncelikle cevabınız için teşekkür ederim. Tabi doğru söylüyorsunuz ve benimde üzerinde durduğum konulardan biri bu.
Zihinsel bir problemi olmayan hiçbir çocuk dünyaya geri kafalı olarak gelmez ancak bulunduğu coğrafya, ortam ve ailenin ona verdikleri ile gelişir ancak her çocuğun yetenekli olduğu veya merak uyandığı bir alan vardır.
Biz bunu gözetmeden çocuğun gizemli dünyasını izlemeden sırf kendi egolarımızı tatmin etmek amacı ile illa bizim istediğimiz işleri meslekleri yapmasını isteyerek mahvediyoruz.
Onları kendi egolarımıza mahkum ediyoruz.
Aslolan ve çocuğunu gerçekten düşünen aileler olsak onların yeteneklerine ve isteklerine kulak vermek o yönde geliştirmek gerekir. Tabi ki yanlış seçim yapan çocuklarımızı uyarmak onları doğru yönlendirmek gerekir ancak el yeteneği olan bir çocuğa hukuk okutmak tıbba merakı olan bir çocuğu güzel sanatlara yollamak veya mekaniğe merakı olan bir çocuğa eczacılık okutmak gibi değil, yanlış işlere girmesini engelleyerek kendi ilgi ve beceri alanında en iyisini yapmasını sağlamak imkan tanımak gerekir. Her meslek kendi içinde kutsaldır yeterki milli ve vicdani duygular ile yapılsın.
Düşğnün ki bu ülkedeki tüm çocuklar doktor oldu avukat mühendis eczacı oldu peki bunlara kim hizmet verecek.
Daha enteresan yanı şu olur:
Hizmet sektöründe iş gücü azalacağından Hizmet sektöründe olan kişi tüm saydığımız meslek gruplarından daha fazla kazanacak ve şimdi popüler olan meslek sahipleri o mesleğe geçmeyi planlayacak kısacası denge bozuluyor kazanç ve yaşam dengesi bozuluyor. Bu yanlışları bir an önce düzeltmek gerekir.
Ilk başta yazmış olduğum çocukların zekasıyla ilgili konu yanlış anlaşılmış olabilir bunu tekrar açıklamak isterim tüm çocuklarımız zekidir ancak ilgi alanlarının dışında bir meslek seçtirmek onları zorlamak sevmedikleri işi yaptırmak onlara başarı yönünden ket vuracaktır o yüzden çocuklarımızın beceri ve ilgi alanlarına Doğru tespit edip Buna göre yön vermekte fayda vardır bu Osmanlı tarihinde zaten vardı Ancak Cumhuriyet tarihinde Özellikle de 90 sonrası eğitim sistemindeki değişiklikler halkın istekleri yönünde gerçekleşmeye başlamıştır aynı zamanda zamanın hükûmetleri de bu konuda yanlışlar yapmıştır şu anki mevcut hükümet bunları düzeltmeye çalışmak istese de önünde bir sürü engel vardır Bundan sonra gelecek olan hükümetlerin de önünde aynı sorunlar olacaktır çünkü özellikle 2005 sonrası halkın refahının artması bireylerin lükse alışması ve bununla birlikte tatmin duygularının sınırlarının artması ile bir EGO savaşına dönüşmüştür bundan dolayıdır ki okullarda sözü geçmeyen hocalar yönetimler velilerin saygıdeğer eğitimcilerinizden Sen sadece dersini ver Gerisine karışma demesi gibi bir durumu ortaya çıkartmıştır İşte bu yüzden Yeni bir düzen oluşturmak çok zordur inşallah Osmanlı tarihini bilen geçmişini bilen Bizler bu konuda mevcut yönetimlere gereken desteği vermek zorundayız aynı zamanda bu mecralarda bunları konuşup çözüm yollarını oluşturup sesimizi sorunlar üzerinden değil çözümler üzerinden dile getirmemiz gerekir Allah'a emanet olun
 
Üniversiteler , devlete ve millete faydalı bir hale getirilmelidir. Üniversitelerdeki bölümler , çağın gerekleri dikkate alınarak ve yabancı ülkelerdeki ileri düzeydeki üniversitelerin yapılanmaları , branşları ve çalışma prensipleri incelenerek türkiye’ye adapte edilmelidir. Üniversitelerde , üretime katkı sunmayacak bölümler azaltılmalı , yerine örneğin alaska’daki faırbanks üniversitesi gibi üniversitelerden esinlenilmelidir. İlahiyat fakülteleri ve heykeltraşlık bölümleri azaltılmalı , yerine arap , rus ve çin dili ve edebiyatı bölümleri açılmalıdır. Üniversitelerde hem teknik ve hem de edebi , felsefi ve dini eserler , ilmi ve bilimsel heyetler oluşturularak türkçeye çevrilmeli ve halkın istifadesine sunulmalıdır. Teknik veya sağlık veya ticaret veya meslek liseleri ve tekniki fakülte veya diğer ekonomi veya idari bölümler , konularına uygun olarak fabrikalarda ve işletmelerde de bizzat üretime katılmalı ve arge yapmalıdır. Yani liseler ve üniversiteler iş hayatıyla bütünleşik olmalıdır.
 
Evet haklısınız akademisyen olmam dolayısı ile ben konuyu yumuşatarak işledim. Belki bir çözüm olur düşüncesi ile fikirlerimi paylaştım. Daha önce sizinle yazışmamda anlattığım gibi okumamış ve zor günler yaşamış bir toplumun herşey güzel olacak düşüncesi ile kendi çocuğunu yerlere göklere sığdıramayıp
ben görmedim çocuğum görsün
ben yaşamadım o yaşasın
Sırf egosunu tatmin edebilmek için kendi istediği mesleği çocuğuna dayatmaya çalışması
Hep gözü yüksekte olması vs
Daha ilk eğitimi ile okul, dersane, özel ders vs bir yarışa sokup gerçek hayattan koparması ile yetişen bu çocuklar malesef büyüyene kadar toplumdan ve toplum kurallarından uzak birer ruhsuz birey haline geldi.
Çocuklarımız aptal değil ama toplumdan uzaklaştıkça aptallaşıyor.
Hatta kendi çocuğu kendine altın gibi göründüğünden öğretmenlere saldıran, kurumlara ve diğer insanlara saldıran karşı tarafı dinlemeden herkesi suçlayan bir toplum olduk.
Artık 20 li yaşlara gelen gençlerimiz erkek veya kız farketmeksizin bırakın yemek yapmayı, temizlik yapmayı bir bardak çay dolduramayan bireyler oldu tabi bu gençler ileride bir tornavida tutamaz veya tutmayı istemez her kez masa başı iş arar hatta onu bile zorluk görür.
Okullarda artık kişisel gelişimin temeli olan eğitim verilmez oldu sadece ders konuları öğretiliyor PARDON ezberletilip geçiliyor.
Bir ülke düşünün 12 yıl
benden eğitimi dersi almış koşmayı bilmez
Tarih dersi almış dününü bilmez
Dil dersi almış konuşmayı bilmez
Coğrafya dersi almış ülkesindeki şehirleri dahi bilmez
Bilmez bilmez bilmez.

İşte bu yüzden eğitimcisine saldıran hayvanlara döndük

Tabi iyi insanları tenzih ederim sözüm onlara değil onlar da olmasa ülke topyekün gider

Bu yüzden ben diyorum ki

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI mısın ismi
MİLLİ ÖĞRETİM BAKANLIĞI olsun

Benim elinizi öper 15 yaşında bir kızım var kendi isteği ile okuldan çıktı açık öğretim okuyor ve şuan benim şirketime bağlı bir şubede çalışıyor. Diğer personellerden kesinlikle ayrı tutulmuyor ve başında bir müdür var. Bu çocuk gayet mutlu baba ben senden çok şey öğrendim ama birgün boynuz kulağı geçecek bu şirketi zirveye taşıyacağız beraber diyor. Elhamdülillah bana ve annesine yük olmadan evinde ve iş yerinde her konuda başarılı ilerliyor.

Bu yaşta her meslek kutsaldır. Herkez eczacı, doktor, mühendis olunca bu toplum nereye varacak kimse düşünmüyor.

O yüzden özellikle iki yıllık programları ele aldım yoksa mevzu çok derinde ve yazmakla bitmez.

Bu ülkenin geleceği için burada bu konuları tartışmak olgunlaşan çözümleri belki insanlara hatta siyasilerin duyacağı şekilde anlatmak gerekir.

İlginize teşekkür ederim.
Seküler kafa yapısı ile hiçbir eğitim de olmaz öğretim de olmaz. Din de olmaz. Adam güya Kur'an hafızı ama ne ayetleri tefsir edebiliyor ne kavramlara hakim , ne bir akidesi var. Karman çorman. Biz öğrencileri suçluyoruz ama acaba öğretmenler ve akademisyenler donanımlı mı? Bu 1447 Hicri yılda gerçekte ZülHicce ayı 17 Mayıs 2026 günü başladı. Fakat Türkiye , Suudi Arabistan ve diğer sözde islam ülkelerinde ise 18 Mayıs 2026 tarihinde başladı. Yani Hacc farizasını yerine getirmek isteyenler ARAFAT'a aslında KURBAN BAYRAMI'nın 1. günü çıktılar ve bu nedenle hacc'ları geçersiz oldu. Hangi tarafımız doğru ki. Önce Allah'ı tanıyacağız sonra da Allah'a tapacağız. Tanımadan olmaz. Her konuda önce doğruluk gerekli. Doğruluk (SIDK) olmadan yol alınamaz. YALAN'la olmaz. Dürüst olmalıyız. Ondan sonrasında herşey kolay. Önce doğruluk. Allah doğruların yardımcısıdır. Eğitimde ve öğretimde kural şudur : Ya bileceksin ya da bir bilenle hareket edeceksin. Kaidesiz , kuralsız , üstünkörü yarım yamalak bilgilenmeler ile gerçek bir bilim üretilemez.
 
Üniversiteler , devlete ve millete faydalı bir hale getirilmelidir. Üniversitelerdeki bölümler , çağın gerekleri dikkate alınarak ve yabancı ülkelerdeki ileri düzeydeki üniversitelerin yapılanmaları , branşları ve çalışma prensipleri incelenerek türkiye’ye adapte edilmelidir. Üniversitelerde , üretime katkı sunmayacak bölümler azaltılmalı , yerine örneğin alaska’daki faırbanks üniversitesi gibi üniversitelerden esinlenilmelidir. İlahiyat fakülteleri ve heykeltraşlık bölümleri azaltılmalı , yerine arap , rus ve çin dili ve edebiyatı bölümleri açılmalıdır. Üniversitelerde hem teknik ve hem de edebi , felsefi ve dini eserler , ilmi ve bilimsel heyetler oluşturularak türkçeye çevrilmeli ve halkın istifadesine sunulmalıdır. Teknik veya sağlık veya ticaret veya meslek liseleri ve tekniki fakülte veya diğer ekonomi veya idari bölümler , konularına uygun olarak fabrikalarda ve işletmelerde de bizzat üretime katılmalı ve arge yapmalıdır. Yani liseler ve üniversiteler iş hayatıyla bütünleşik olmalıdır.
Merhaba evet üniversiteler güncellenmeli ancak bunu halk istemeli bugün arzı devam eden ancak 10 binlerce talep fazlası olan bölümler haka tercih ediliyor neymiş masa başı iş imkanıymış devlet ataması varmış vb talep olunan meslekleri kaldırmak o kadar kolay değil çünkü o zaman da idari birimler eleştiri konusu oluyor zaten biz hep bundan bahsediyoruz kendi egolarımız ve yönlendirmelerimiz isteklerimiz yüzünden çocuklarımızı da yanlış yönlendiriyoruz

Zaten bu konuyu burada açmamızın nedeni şu olmalı fikirler ortaya atılır konular toparlanır ve kendi aramızda nihai sonuca varılır daha sonra bu bir çalıştay raporu ile imza toplanıp gerekli mercilere ulaştırılır sonrasında ise takibi sağlanır
 
TEHLİKELERE MARUZ BIRAKTIĞIMIZ ÇOCUKLARIMIZ
===========================================
İnsan beyni için 16 frekansa ihtiyaç vardır. İnsana faydalı ve zararlı birçok frekans var.
Onların her frekansı bir şeye işarettir . 16 frekansa dikkat edildiğinde, onların her frekansının bir şeye işaret ettiği görülecektir.
Özellikle bir şarkıcı gördüğümüzde bir de bakıyorsun o şarkıcının üzerinde bir şey parlıyor.
Aman Allâh'ım , onun bir göz çizimi ya da buna benzer bir çizimi var. Bu çizim , suret ve şekil , maalesef şeytanlarla ilgili bir sembol.
Şarkıya veya müziğe frekansları yerleştirmişler. Müzik , aslında dimağını veya beynini boşaltmak ve arındırmak içindir.
Fakat bu müzik ve şarkılar , beynin ve dimağın daha fazla yorgunluğuna sebep oluyor. Çünkü o müzik veya şarkıdaki frekanslar zararlıdır.
440, 670, 370 , 340, 170 gibi frekanslara dikkat etmek gerekir, Kur'ân-ı Kerim olsa bile, eğer bu frekanslarda ise dinlememek gerekir.
Bunlar şeytanların müdahale ettikleri ve büyü kattıkları frekanslardır.
Şeytanın frekansları olan çok tehlikeli frekanslar var, Kur'ân-ı Kerim'i nereden duyduğumuzu ve kaynağını biliyor muyuz?
Sesin frekansının kaynağı güvenilir olmalıdır. Frekanslar tehlikelidir çünkü beyinle oynarlar.
Bunu dinleyen herkesin hastalıkları, mikropları, virüsleri, depresyonu bilmesi gerekir, hatta çocuk programlarında çocuğun depresyona girmesine, gelecekte ciddi ve zararlı alışkanlıklara sahip olmasına yönelik ve ciddi sıkıntılar yaşamasına yönelik dinleme frekansları vardır.
Çocuklar , dinlediği programlar nedeniyle dünyada hiçbir şey görmüyorlar.
Çocuklara özel videoların hepsi zararlı ve size hastalık getiren frekanslardır.
Düşünemiyorsun bile, her şeyi bir aldatmaca içinde yaşıyorsun. Hepsi bir illüzyon ve aldatmacadan ibaret.
Çocukların duyduğu şeylerin hepsi aptallığı artırmak için kurgulanmış frekanslar olduğunu, çocuk sahibi olamamayı, depresyonu, akıl hastalığını ve daha birçok hastalığı meydana getiren frekanslardır.
Hatta Kur'ân'ın dahi bunları içeren frekanslarda indiği kanallar ve yerler var ve hatta bu frekanslar aracılığıyla insanların büyülenebildiğini, düşünebiliyor muyuz?
Dinleyenleri , frekanslarla büyülemek mümkün, düşünebiliyor muyuz? Kuran'dan bir video alırsan, bir sihirbazın, bizi frekanslarla büyülemesi mümkün.
Kur'an-ı Kerim'den bıkmak veya Kur'ân-ı Kerim dinlemekten yorulmak mümkün değildir.
Eğer bu sözde Kur'ân videosu veya ses kaydı , bir bıkkınlık , usanç veya yorgunluk veriyorsa demek ki o görünüşte Kur'ân olsa dahi haddizatında o , KUR'AN değildir.
Kur'ân-ı Kerim insanları lezzete , zevke ve dinginliğe sevkeder. Yani Kur'ân , frekans değildir.
Kur'ân-ı Kerim'in Ra'd Süresi 22. âyetinde Allâh(cc) şöyle buyuruyor :
اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَ تَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّٰهِۜ اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ
"Elleżîyne âmenû ve tetma'innu kulûbuhum biżikrillâhi elâ biżikrillâhi tetma'innu-l kulûbu"
"Bunlar, iman edenler ve Allah’ı zikrederek gönülleri huzura kavuşanlardır. Bilesiniz ki gönüller ancak Allah’ı zikrederek huzura kavuşur."
Kur'ân-ı Kerim'in Tevbe Süresi 51. âyetinde Allâh(cc) şöyle buyuruyor :
قُلْ لَنْ يُص۪يبَنَٓا اِلَّا مَا كَتَبَ اللّٰهُ لَنَاۚ هُوَ مَوْلٰينَاۚ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
"Kul len yusıybenâ illâ mâ keteballâhu lenâ huve mevlânâ , ve ’alellâhi felyetevekkeli-l mu'minûne."
"De ki: « Allâh'ın bizim için yazdığından başkası asla bize erişmez. O, bizim mevlâmızdır(yardımcımızdır). Onun için mü'minler yalnız Allâh'a güvenip dayanmalıdır »."
Demek oluyor ki, cinler ve insanlar sana bir şeyle zarar vermek için toplanmış olsalar ve Allâh istemezse, sana zarar veremezler.
Yani, Allâh bu dünyadan her şeyi siler. büyüyü siler, yalanları siler, her şeyi siler.
Yani cinlerin ve insanların yazdığı önemli değil. Önemli olan Allâh'ın ne yazdığı ve ne takdir ettiğidir.
Ama cinler ve insanlar yazsa bile , Allâh onların yazdıklarını dilerse siler ve hükümsüz bırakır. Kendi yazdığığını yürürlüğe koyar.
Ben size söylüyorum, tanımadığınız kişiler Kur'an videoları yüklüyor, yine en iyisini Allah bilir ama siz Kur'ân'ı belirsiz bir yerden dinlemiş oluyorsunuz.
İyi olacağı garanti değil. Eğer Kur'ânı dinlemek istiyorsanız o zaman , Kur’an’ı açın ve okuyun.
İnsanları rahatlatan da budur ve güvenilir olmayan bir kaynaktan dinlemekten evladır.
Çocuklar , frekans içeren çocuk programlarını bile hakikatte duymuyorlar. Yani beynin duyuyor ama kalbin duymuyor.
Söylediklerimi anlayın lütfen , gerçek ayeti duymuyorsun. İçinde hiçbir şey yok ve çok güzel bir sesi var ama frekans , beyne gelen frekanstır.
Titreşimleri duymuyorsunuz, size güvenilmez kaynaklardan olduğunu söylüyorum. Bunlar özellikle DEİZM'i yaymaya çalışıyor.
Bunların hepsi çocuklara ulaşmak istiyor ve çocuklara ulaşmak için yapılıyor.
Her şey , bu yeni nesil için yani Z Kuşağı için yapılmaktadır. Bu nesil , milletin sonunu getirecek. Bu yeni nesli istiyorlar.
Çocuklar gerçekte hiçbir şey duymuyorlar. Ufacık bir frekansla , koca bir nesil mahvoldu ve bu nesli istiyorlar.
Çocukların duymadığı şeyleri artık , bu neslin duymadığının bilinmesi vaktinin geldiğini, herkesin bilmesini istiyorum.
Çocuklarda neden bu kadar aptallık var, bunun nedenini bana söyleyebilir misiniz?
Dinledikleri, duydukları şeyler aslında hiç sesleri çıkmayan ve duymadıkları şeyler. Karikatürler konuşmuyor çünkü frekansı yok.
Duydukların beyne müdahale ediyor ve beyni yok ediyor , mahvediyor.
Eski çizgi filmlerin bile hepsi değiştirildi ve bunlara çocukların tahrib edilmesi için frekanslar koydular.
Her şey geliştirildi, eskitildi, yenilendi, güçlendirildi.
Dikkat edilirse genç müslüman insanların kalbi zayıf. Bunların hepsi frekanslarından kaynaklanıyor. Kasları büyüten ve küçülten frekanslar da var. Her şekilde beyinle oynuyorlar, beyin büyümüyor, bu frekanslar olduğu sürece kaslar gelişmiyor.
Beynin depresyona girmesini istiyorlar. Beyne giden sinirlerin otizme dönüştüğünü anlıyorsun.
Beynin ve beyin sinirlerinin hafif tellerini duymuyorsunuz ama oradalar.
Çocuğun aptallığını ve izolasyonunu arttırıyorlar ve depresyon sizi otistik yapıyor ve ne olduğunu anlayamıyorsunuz bile.
Şu zamanda çocukların en istediği şey cep telefonlarıdır (smart phones) ve eğer anne veya babası ona vermezse ağlamaya başlar.
Çünkü bu frekansları duymak ister. Ne istiyor, ihtiyacı olan ve beynini besleyen frekansları duymak istiyor. Yani beyninin istediğini istemiyor. Beynini besleyen frekansları duymak istiyor.
Çocuklar artık her taraftan hedef alınıyor. Bu yeni nesli yok etmek istiyorlar.
Fakat kendi ölümlerine , hangi neslin sebep olacağını bilmiyorlar.
Annesi , Musa(as) efendimizi nehre bıraktı , iyi güzel de , pekala neden onu nehre koydu?
Çünkü fir'avna, “Bir çocuk gelecek ve seni de saltanatını da bitirecek” dediler. Tabii ki bu herhangi bir çocuk olabilirdi.
Fir'avn , beni yok edecek biri var ve geliyor korkusuyla, bir neslin gelip onun işini bitireceğini bilerek, o neslin her çocuğunu yok etmek istedi. İşte bâtıl tarafı da İSLAM'ın neslini yok etmek istiyor.
Her şey ilerliyor , teknoloji çok ilerliyor ama Allâh'ın izniyle bunu başaramayacaklar.
Tıpkı rabbimizin Musa(as)'yı nehirden kurtardığı gibi , Yunus(as) efendimizi balinanın karnından, "Senden başka ilah yoktur, Şüphesiz ben zalimlerdendim." zikri ile kurtardığı gibi bizleri de bu zalimlerden kurtaracağını ümid ediyoruz.
Bütün çocukları bitiremeyeceklerini elbette anlayacaklar. Çünkü Allâh zulmedenleri sevmez ve onları başarıya eriştirmez.

NOT :
Tüm dünyada, tüm enstrümanlar için ”la” sesi günümüzde 440 hertz olarak belirlenmiştir.
Her şey “Standard Tuning” dediğimiz müziğin A=440 Hz’e sabitlenmesi ile başladı.
Bunu yapan ise müziği askeri anlamda ticarileştiren Rockefeller Grubu.
Müzik endüstrisinin bu standart frekans ile tekelleşmesi, kitleleri sürü psikolojisi altında tutmanın, insanları asabiyete, kedere sürüklemenin, psikososyal kışkırtmalara açık hale getirmenin zeminini hazırlamıştır.
Bunlar sonucunda artan hastalık oranları ve mali krizler sayesinde de Gruba üye ticari şirketlerin kâr elde etmesinin etkili yollarından biri olmuştur.
 
Merhaba evet üniversiteler güncellenmeli ancak bunu halk istemeli bugün arzı devam eden ancak 10 binlerce talep fazlası olan bölümler haka tercih ediliyor neymiş masa başı iş imkanıymış devlet ataması varmış vb talep olunan meslekleri kaldırmak o kadar kolay değil çünkü o zaman da idari birimler eleştiri konusu oluyor zaten biz hep bundan bahsediyoruz kendi egolarımız ve yönlendirmelerimiz isteklerimiz yüzünden çocuklarımızı da yanlış yönlendiriyoruz

Zaten bu konuyu burada açmamızın nedeni şu olmalı fikirler ortaya atılır konular toparlanır ve kendi aramızda nihai sonuca varılır daha sonra bu bir çalıştay raporu ile imza toplanıp gerekli mercilere ulaştırılır sonrasında ise takibi sağlanır
Daha üniversitelere , teknokentlere , start-up'lara gelmedik hocam. Çocukları bitirmeye çalışıyorlar. Büyük bir savaşın içinde olduğumuzun farkına varılması lazım. Bunun için de en önce kendi kimliğimizin farkına varmamız lazım. Cehalet 3 kısımdır.
01-) Cehlün Besiytun (Cehli Basit-Basit Cehalet) (جَهْلٌ بَسِيطٌ) : Kişinin bir şeyi bilmediğinin farkında olmasıdır. Bu durumdaki bir kişi bilgisizliğini bildiği için öğrenmeye ve gelişmeye açıktır. Örneğin TRİGONOMETRİ'yi duymuş ama içeriğini bilmiyor.
02-) Cehlün Mürakkebun (Cehli Mürekkep-Katmerli Cehalet) (جَهْلٌ مُرَكَّبٌ) : Kişinin bir konuyu bilmemesi ve üstelik bilmediğini de bilmemesi durumudur. Kendi doğrularından o kadar emindir ki öğrenmeye kapalıdır. Ne Trigonometriyi duymuş ve ne de içeriğinden haberi olmayanların durumu.
03-) Cehlün Mük'abun (Cehli Mük'ab) (Kü(جَهْلٌ مُكَعَّبٌ) : Kişinin bir şeyi bilmemesiyle kalmayıp, bir de bildiğini iddia etmesi veya yanlış bilgiyi doğru sanarak savunmasıdır. Bunun örneği de TRİGONOMETRİ'yi duymuş ama gereği gibi bilmiyor ve yanlış olarak biliyor ve insanları da yanlış yönlendiriyor. Bizim İLAHİYATÇILAR gibi. Yarım hekim candan , yerım hoca da dinden eder sözündeki gibi.
İşte cahiliyye dönemini farklı boyutlarda ve modlarda yaşasak ta şu anki dönem CAHİLİYYE DÖNEMİ'dir. Bu kadar ENFORMASYON (Information) gidiş gelişi ve sirkülasyon ve internetin olduğu bir dönemde aslında cehaleti yaşıyoruz. Herşeyi bildiğimizi sanıyoruz ve bardağımız ağzına kadar dolu. Dinlemek , öğrenmek ve bu öğrendiklerimizi uygulamak yok. Bu durum , bütün konularda geçerli maalesef. Sıkıntı ve çözümü , Üniversitelere indirgeyemeyecek kadar vahim bir durumdayız.
 
Daha üniversitelere , teknokentlere , start-up'lara gelmedik hocam. Çocukları bitirmeye çalışıyorlar. Büyük bir savaşın içinde olduğumuzun farkına varılması lazım. Bunun için de en önce kendi kimliğimizin farkına varmamız lazım. Cehalet 3 kısımdır.
01-) Cehlün Besiytun (Cehli Basit-Basit Cehalet) (جَهْلٌ بَسِيطٌ) : Kişinin bir şeyi bilmediğinin farkında olmasıdır. Bu durumdaki bir kişi bilgisizliğini bildiği için öğrenmeye ve gelişmeye açıktır. Örneğin TRİGONOMETRİ'yi duymuş ama içeriğini bilmiyor.
02-) Cehlün Mürakkebun (Cehli Mürekkep-Katmerli Cehalet) (جَهْلٌ مُرَكَّبٌ) : Kişinin bir konuyu bilmemesi ve üstelik bilmediğini de bilmemesi durumudur. Kendi doğrularından o kadar emindir ki öğrenmeye kapalıdır. Ne Trigonometriyi duymuş ve ne de içeriğinden haberi olmayanların durumu.
03-) Cehlün Mük'abun (Cehli Mük'ab) (Kü(جَهْلٌ مُكَعَّبٌ) : Kişinin bir şeyi bilmemesiyle kalmayıp, bir de bildiğini iddia etmesi veya yanlış bilgiyi doğru sanarak savunmasıdır. Bunun örneği de TRİGONOMETRİ'yi duymuş ama gereği gibi bilmiyor ve yanlış olarak biliyor ve insanları da yanlış yönlendiriyor. Bizim İLAHİYATÇILAR gibi. Yarım hekim candan , yerım hoca da dinden eder sözündeki gibi.
İşte cahiliyye dönemini farklı boyutlarda ve modlarda yaşasak ta şu anki dönem CAHİLİYYE DÖNEMİ'dir. Bu kadar ENFORMASYON (Information) gidiş gelişi ve sirkülasyon ve internetin olduğu bir dönemde aslında cehaleti yaşıyoruz. Herşeyi bildiğimizi sanıyoruz ve bardağımız ağzına kadar dolu. Dinlemek , öğrenmek ve bu öğrendiklerimizi uygulamak yok. Bu durum , bütün konularda geçerli maalesef. Sıkıntı ve çözümü , Üniversitelere indirgeyemeyecek kadar vahim bir durumdayız.
Peki, bu dediklerinizi kabul ediyorum.
Haklısınız ancak reel bir yaklaşımla bu sorunu nereden çözmeye başlayalım. Bize çözüm önerileri verin lütfen.
Ben de dahil sistemi ve sonuçlarını eleştiriyoruz. Çözüme geçelim lütfen aksi taktirde bir yüzyıl daha eleştirebiliriz
 
Peki, bu dediklerinizi kabul ediyorum.
Haklısınız ancak reel bir yaklaşımla bu sorunu nereden çözmeye başlayalım. Bize çözüm önerileri verin lütfen.
Ben de dahil sistemi ve sonuçlarını eleştiriyoruz. Çözüme geçelim lütfen aksi taktirde bir yüzyıl daha eleştirebiliriz
(1) Gerçi ben akademisyen veya iş adamı veya bir start-up sahibi veya incubation center (kuluçka merkezi) görevlisi değilim ama benim üniversite ve eğitim konusunda aklıma gelen çözüm şudur :
Öncelikle anne-babanın aynen ÖZGÜR ÖZEL'in dediği gibi "BENİM ÇOCUĞUM SUÇ İŞLEMEZ" diyerek oğlunun veya kızının ATEİST BAKIŞ AÇISI'nın terkedilmesi lazım. Norveç'te yaşanan katliamı aklıma getirdi. Breivik, önce Oslo'daki hükümet binalarının yakınında bir araç bombası patlatarak 8 kişiyi öldürmüş; ardından polis kılığında Utøya Adası'na giderek İşçi Partisi gençlik kampındaki 69 kişiyi (çoğu çocuk ve genç) silahla katletmişti. Sonra ne oldu bu Breivik idam mı edildi. Hayır. Çünkü ÖZGÜR ÖZEL ve ATEİST (MÜLHİD) itikadındaki NORVEÇ'liler aynen "BENİM ÇOCUĞUM SUÇ İŞLEMEZ" demişler ve BREİVİK'in bu noktaya gelmesini NORVEÇ TOPLUMU'nun kendi suçu olduğunu dile getirmişlerdir. Demek ki bizim Eğitim Sistemimizde "BENİM ÇOÇUĞUM SUÇ İŞLEMEZ" yani onu bu halen getiren "AİLELERİN VE DEVLETİN" verdiği boşuktur denilmek isteniyor. Şimdi Türkiye'deki öğrenci çocukların durumu bu değil midir? Anne ve Babalar , öğretmenlerinden veya diğer büyüklerinden dolayı "BEN BİLE ÇOCUĞUMA KARIŞMAZKEN , SİZ ASLA MÜDAHALE EDEMEZSİNİZ" demiyorlar mı? İşte bu ETİK DİNİ'nin görünen bir yansımasıdır. Şu an , Türkiye'de ve dünyanın tüm ülkelerinde geçerli olan din , ne MÜSLÜMANLIK ne HRİSTİYANLIK ve ne de YAHUDİLİKtir. Şu an yeryüzünde hakim olan din ve sosyal medya platformlarından devamlı surette pompalanan din , "ETİK DİNİ"-dir. Pekala nedir bu "ETİK DİNİ" ve Türkiye'de var mı bu dinin mensupları? diye bir soru sorulursa cevabım toplumun %80'i ETİK DİNİ'ne mensuptur. Neden mi? Sokaktaki bu kadar kedi ve köpek niçin acaba? Arkasındaki mantaliteyi ve dayandığı mantığı biliyor musunuz? ETİK DİNİ , Yahudilerin İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ'nin maddelerinde açıkça belirtilen ve Felsefe profesörü IOANNA KUÇURADİ'nin de belirttiği gibi ve CHP'nin , 10 ARALIK HAREKETİ'nin ve FETÖcülerin de Türkiye'de daha da yaymaya çalıştıkları bu DİNi İSLAM gibi yediriyorlar insanlara. Din , dil , ırk , mezheb ayrımı yapmak yasak falan filan. Masonlarla da ortak yanları çok. ETİK DİNİ'ne göre kadın ve erkek eşittir. Konsey Başkanı'mızın bir videosunda Bakan MAHİNUR GÖKTAŞ'ın vurguladığı konu. Çünkü o bakan Belçika'da ETİK DİNİ denilen virüsten enfekte olmuş. Sebep bu. Halbuki İSLAMDA erkek ve kadın eşit değildir. Ha insan olmak bakımından eşittir o kadar. ETİK DİNİ'nde "DEĞERLER SİSTEMİ"ne vurgu yapılır. İSLAM DİNİ ise "DEĞER YARGILARI"dır. Küreselcilerin , Ateistlerin , DEistlerin , Masonların ve işbirlikçilerinin dini "ETİK DİNİ"dir.
 
Tabi biz bu konuları İslami etikler içinde doğru şekli ile noktalarız. Bir yandan İslam dışı ülkeleri örnek almaktan bahsederken bir yandan dini yönden çözüm aramak yanlış bir bakış açısını getirir. Dünyada eğitim konusunda en ileri ülkeler Müslüman ülkeler olmadığını biliyoruz. Bu yazarken fikirlerinizi eleştirmiyorum ancak reel açıdan bakalım diyorum. Uygulanabilir çözümler olsun diyorum. Ve benim çocuğum yapmaz etmez zaten yanlış bir yaklaşım bu işin önemli kısımlarından sadece bir tanesi ve her ülkenin farklı bir sistemi var.
Biz neden kendi sistemimizi kurmuyor ve geleceğimizi neden hep kopyala yapıştır mantığı ile başka ülkelerden almaya çabalıyoruz.
Kendi sistemimizi kendi kültürel ve aile yanımıza kendi dinimize göre oluşturmak bu kadar zor mu?
Bunu başarabilirsek o zaman hem dinimize hem bilime hem ülkemize hizmet etmiş oluruz.
Bakın savunma sanyimizde yüz yıldır dışa bağımlı idik ne oldu koca bir sıfır
Ancak başkalarının teknolojisini fikrini bırakıp kendi kafamızla hareket edince ortaya tüm dünyanın dikkatini çeken projeler çıktı eğitim de de bunu başarabiliriz
 
Peki, bu dediklerinizi kabul ediyorum.
Haklısınız ancak reel bir yaklaşımla bu sorunu nereden çözmeye başlayalım. Bize çözüm önerileri verin lütfen.
Ben de dahil sistemi ve sonuçlarını eleştiriyoruz. Çözüme geçelim lütfen aksi taktirde bir yüzyıl daha eleştirebiliriz
(2) Öncelikle kişi ister kız olsun veya ister erkek olsun ALLAH'ı tanımalıdır.
Her Müslüman erkek ve kadına ahiret yolunun ilmini tahsil etmek farz kılınmıştır. Bu ilim ise; Allah ve Rasûlü’nün (sav) sevgisi, Allah Sübhânehu ve Teâlâ’dan korkmak, O'nun rahmetini ümit etmek ve kişinin bu şer'i hükümlerle mükellef olduğuna iman etmesidir. Rasûlullah (sav) şöyle buyurmuştur :

»طَلَبُ الْعِلْمِ فَرِيضَةٌ عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ وَ مُسْلِمَةٍ «
“İlim talep etmek, her Müslüman erkek ve kadına farzdır.”

Yine ona salat ve selam olsun, şöyle buyurmuştur :
» اُطْلُبُوا الْعِلْمَ وَ لَوْ فِي الصِّينِ «
“Çin'de de olsa ilmi arayınız (isteyiniz).”

Farz kılınan bu ilim, din işlerinin ilmidir. Ta ki kul, dünya ve ahiret işlerinde Rabbi ile arasındaki muamelenin ne olduğunu bilsin , Allah'ın kendisine vacip kıldığı hükümleri yerine getirsin, amelinde Rabbine karşı ihlaslı olsun; nefsin afetlerini, vesveselerini, şeytanın tuzaklarını, hilelerini, aldatmacalarını ve mekanizmalarını kavrasın ; amelleri neyin ıslah edip neyin bozacağını (müfsidatını) bilsin; kalbin, nefsin ve hatıraların (akla gelen düşüncelerin) durumunu ve sırlarını tanısın. Çünkü hatıralar, Allah'ın kuluna gönderdiği elçileri gibidir. Onlar, her amelin başı olan "niyet" demektir. Zira davranışlar bu niyetlerden açığa çıkar, ameller niyetlerin hükmüyle ayakta durur ve o doku üzere şekillenir.
Bundan sonra o çocuk , okula gönderilirse o çocuğu bir hammadde gibi kabu edip , sağlıklı ve faydalı ve meyve veren bir ÜRÜN haline gelinceye kadar bu ÜRÜN'ün izlenebilirliği (tracebility) sağlanmalıdır. Herkesin bu ÜRÜN'ün hammadde olarak İLKOKULA verilmesinden itibaren Üniversite'yi bitirinceye kadarki süreçleri KAYIT ALTINA ALINMALI ve adeta DEVLET , bu anne-baba başta olmak üzere tüm okuduğu öğretömenleri müteselsilen ZİMMETLENME mantığı çerçevesinde sorumlu tutulmalı ve çocuktaki başarısızlık kimden kaynaklanıyorsa CEZA PUANI uygulaması yapılmalıdır. Diyelim ki çocuğun zekası normal ama çok eksikle ilkokuldan ortaokula yani 5. sınıfa mezun ettiler. Bu çocuğa 5. sınıfa girişte yeterlilik sınavı yapılır. Eğer yeterliliği yok ise yetiştiren öğretmen ile anne-babanın maaşlarından vergi kesintisi arttırılır. Ayrıca bazı sosyal kısıtlamalar dahi veya sınırlamalar getirilebilir. Çünkü DEVLET'i zarara soktu bunlar. Kabahat anne-babada mı veya öğretmende mi veya okul idaresinde mi hepsine bakılmalıdır? Müteselsilen herkes sorumlu tutulacaktır. Ya da 8. sınıftan 9. sınıfa yani LİSEYE geçti. Orada da aynı uygulama yapılır. Eğer anne-baba çocuğu ihmal ediyorsa , DEVLET bu çocuk için eğitim-öğretim velisini tayin eder ve gerçek anne ve babasını takoz oldukları için DEVLET eliyle müdahale edebilir. Yani disiplinli bir eğitim ve öğretim sistemi ile üniversiteye giren genç hakikaten de üniversiteye girecek kıvamda olmuş demektir. Yani beleşten sınıf geçirilerek gelmemiştir.
 
Peki, bu dediklerinizi kabul ediyorum.
Haklısınız ancak reel bir yaklaşımla bu sorunu nereden çözmeye başlayalım. Bize çözüm önerileri verin lütfen.
Ben de dahil sistemi ve sonuçlarını eleştiriyoruz. Çözüme geçelim lütfen aksi taktirde bir yüzyıl daha eleştirebiliriz
(3) Yani HAMMADDE aşamasından , ÜRÜN olma aşamasına gelene kadarki proseslerde müteselsilen sorumluluk anlayışı ve ÜRÜNÜN İZLENEBİLİRLİĞİ (tracebilitity of product) çerçevesinde çocuğun ve öğretmenleri ile anne-baba'sının persormansı diri tutualacaktır. Ben medrese eğitiminden bahsetmiyorum. Kendi çapımda fantazi olarak bir eğitim modellemesi yapıyorum . Tabii ben bir eğitimci değilim ama bir fikir üretiyorum. Yani zorlama olmalı. Kişilerin paşa gönlüne bırakmak çözüm değil.
 
Dediklerinizi kabullenmekle beraber bende uygulanabilirlilik yönünden şöyle desem 9 veya 10. Sınıfın sonunda bir yeterlilik sınavı yapılsın yeterliliği geçen öğrenci üniversiteye hazırlansın geçemeyen öğrenci mesleğe yönlendirilsin.
Birde 2. 3. Ve 4. Üniversiteler yüksek ücrete tabi tutulsun veya yerleştirme kriterlerinde 2. Sıralamaya alınsın vb
 
Peki, bu dediklerinizi kabul ediyorum.
Haklısınız ancak reel bir yaklaşımla bu sorunu nereden çözmeye başlayalım. Bize çözüm önerileri verin lütfen.
Ben de dahil sistemi ve sonuçlarını eleştiriyoruz. Çözüme geçelim lütfen aksi taktirde bir yüzyıl daha eleştirebiliriz
ERKİN KORAY'ın şarkılarına bakın MUSTAFA SANDAL'ın şarkılarına bakın , bir sürü TÜRK şarkıcının şarkılarına bakın hepsi aşırma yani üniversite deyimiyle İNTİHAL yapmışlar. Bizim adamlar üretemiyor. Hatta ŞİKİ ŞİKİ BABA bile çalıntı. Orjinali Lübnanlı bir şarkıcıya ait. Biz öncelikle SELÇUKLU ve OSMANLI'dan gelen köklerimizi kaybettik , dinimizi kim ne derse desin kaybettik , dilimizi kaybettik , örf ve ananelerimizi kaybettik. Toplum olarak kimlik bunalımı yaşıyoruz.
 
Geri
Üst
Konsey Haberler Akış Mesaj Profil