📚 Üniversite Yetersizlikleri | EĞİTİM REZALETİ!

Ben aynı zamanda konseyde komisyonlar oluşturulsun bu komisyon üyeleri gönüllülerden oluşsun ve belirli periyotlarla bir araya gelip aynı masada çalıştay yapsın inanın daha verimli ve iyi olacaktır
 
Dediklerinizi kabullenmekle beraber bende uygulanabilirlilik yönünden şöyle desem 9 veya 10. Sınıfın sonunda bir yeterlilik sınavı yapılsın yeterliliği geçen öğrenci üniversiteye hazırlansın geçemeyen öğrenci mesleğe yönlendirilsin.
Birde 2. 3. Ve 4. Üniversiteler yüksek ücrete tabi tutulsun veya yerleştirme kriterlerinde 2. Sıralamaya alınsın vb
Zaten bu eğitim sisteminde ömrü hayatımızda ve iş hayatımızda hiç de gerekmeyen bir sürü şey öğrenmiştik. Aslında düz lise yanlış bir uygulama. Zaten gerçek bir eğitimci bir çocuğu belli bir zaman izlese neyde başarılı olabileceğini tespit edebilir. El işleri mi , elektronik mi , ağaç işleri mi , icatçı mı , inovasyoncu mu , bilgisayar yazılımcısı mı , otomobil tamircisi mi veya dil bilimci mi olabileceğini %75-80 doğruluğunda tespit edebilir. Düz eğitim modeli 5. sınıftan itibaren kalkmalıdır bana sorarsanız
 
Zaten bu eğitim sisteminde ömrü hayatımızda ve iş hayatımızda hiç de gerekmeyen bir sürü şey öğrenmiştik. Aslında düz lise yanlış bir uygulama. Zaten gerçek bir eğitimci bir çocuğu belli bir zaman izlese neyde başarılı olabileceğini tespit edebilir. El işleri mi , elektronik mi , ağaç işleri mi , icatçı mı , inovasyoncu mu , bilgisayar yazılımcısı mı , otomobil tamircisi mi veya dil bilimci mi olabileceğini %75-80 doğruluğunda tespit edebilir. Düz eğitim modeli 5. sınıftan itibaren kalkmalıdır bana sorarsanız
Evet bu yaklaşım çok daha güzel oldu yüreğinize ve dilinize sağlık
 
Ben aynı zamanda konseyde komisyonlar oluşturulsun bu komisyon üyeleri gönüllülerden oluşsun ve belirli periyotlarla bir araya gelip aynı masada çalıştay yapsın inanın daha verimli ve iyi olacaktır
Ben gerçi bir eğitim bilimci değilim ama halktan biri ve sade bir vatandaş olarak ancak fikir verebilirim. Bilgiyi nasıl kullanacağımızı da bilmemiz gerekiyor. Yani bilginin semantiği konusunu çok önemli görüyorum. Öğretimde salt teorikten ziyade gerçek hayattaki karşılıkları ile çocukların hafızasına kazınmalı teorik değerler ve formül değerleri uygulamalarda ispatlanmalıdır. TÜMDENGELİM METODU uygulanmalıdır.
 
Evet bu yaklaşım çok daha güzel oldu yüreğinize ve dilinize sağlık
Kuru kuruya formüllerle çocukları teorik bir bilgi kirliliğine (infopollution) yol açılmamalı. Bir de Kur'an-ı Kerim ve Hadislerle çelişen ve bize bilim diye dayatılmamalı. Şu andaki ilahiyatçılar gerçi NASA ne derse ona göre biçim alıyorlar. Ayetleri o kalıba sokuyorlar. Sırf bilim denilen şeyle ters düşmemek için İSLAM DİNİ'ni her türlü kalıba sokuyorlar. Bu din oyuncak değildir. Sahibi de Allah'tır. Allah'ın sözünü yalanlamak cesaret ister. Rahman süresindeki gibi Allah'ın şu ayeti bizi tehdit eder "Febieyyi elâi rabbikümê tükezzibên (Ayetlerimden veya nimetlerimden hangisini yalanlayabilirsiniz). Dikkat gerek Dünya kendi ekseni etrafında 1670km/saat dönüyormuş. Güneşin etrafında ise aatte 107bin km hızla dönüyormuş. Bu nasıl bilim. Fakat bu bilim adamları ne gariptir ki SANTRİFÜJ denilen konuyu unutmuşlar. SANTRİFÜJ meselesini hesaba katmadan sallıyorlar. Yahu dünya böyle bir dönüş yapsa üzerinde ne denizler kalırdı , ne arabalar ve ne kayalar kalırdı. Savurulurdu da savrulurdu. Kimse yürüyemezdi zaten havaya savrulurdu. O yüzden müfredatları hazırlarken İSLAM DİNİ'ne muhalif olan konuları bilimmiş gibi öğretmek abesle iştigaldir. Örneğin biz GREGORYEN takvimi kullanıyoruz ve Kopernik zamanından beri GÜNEŞ MERKEZLİ SİSTEMİ benimsiyoruz. Yanlış. Külliyen yanlış. YER (ARZ) MERKEZLİ SİSTEM olmalıdır. Bu dünya kainatın mihveri (ekseni) ve merkezidir. Ocak ayı 31 gün çekiyor. Pekala bunun güneşin hareketlerinde bir karşılığı var mı? Hayır yok. Pekala Nisan ayı 30 gün çekiyor. Bunun gökte bir karşılığı var mı? Hayır yok. Çünkü GÜNEŞ , ya gün ve gün içi hareketler yapar fakat bir yıllık turlaması vardır. 365 gün ve yaklaşık 6 saat diyelim. Ama GÜNEŞİN , aylık bir döngüsü yoktur. ŞUBAT ayının , MART ayının gökte bir karşılığı yok. Kendi kafalarından uydurdukları bir şey. Önce bunlar JULIEN takvimi kullanıyorlardı. 14 Ekim 1582'de bir anda 10-11 gün ileriye aldılar. Çünkü Julien takviminde Şubat ayı her zaman 28 gün çekiyordu. Papa Gregory 4 yılda bir 29 çekmesine karar verdi ki yıllık tur tamamlanmış ola. Bir de güneş takvimi mevsimler açısından faydalıdır. Ekinokslar (Mart ve Eylül'de) ve Solstice yani Gündönümü (Haziran ve Aralık'ta) açısından faydalıdır. Ama aylık hareket sadece KAMER için geçerlidir ve Kur'an'da da ayette "Allah indinde ayların sayısı 12'dir" buyurulmaktadır. Lütfen bilimi tabulaştırmayalım. Allah yalan söylemez. NASA denilen kim oluyor ki. Kur'anı Kerim'i ve Hadisleri , NASA'ya veya BİLİM denilen şey ne derseye göre veya neyi kabul ederseye göre değiştirmeyelim. Yoksa ilhad yapmış oluruz ve MÜLHİD oluruz. İSLAM DİNİ'nden pasaportumuzu almış oluruz. Allâh'a emanet olun.
 
Dediklerinizi kabullenmekle beraber bende uygulanabilirlilik yönünden şöyle desem 9 veya 10. Sınıfın sonunda bir yeterlilik sınavı yapılsın yeterliliği geçen öğrenci üniversiteye hazırlansın geçemeyen öğrenci mesleğe yönlendirilsin.
Birde 2. 3. Ve 4. Üniversiteler yüksek ücrete tabi tutulsun veya yerleştirme kriterlerinde 2. Sıralamaya alınsın vb
Mesleğe yönlendirilsin deyince ben şahsen bir oto tamircisinin yanına stajyer çırak gibi kullanılsın demek istemiyorum. Yine teorik ve ufuk açıcı ileri (advanced) düzey konular da gösterilmeli. Şu anda 3. ve 4. üniversiteyi okumak isteyen çok çok nadir olduğunu düşünüyorum. Üniversiteler , fabrikalara ve endüstriyel çalışmalı ve organize sanayi bölgelerine yakın olmalı. Üniversitedeki hocalar , o fabrika ve tesislerdeki mühendis ve ustalarla birebir bağlantıda olmalı. Yani önce baba , babalığını yapacak , ondan sonra evladından evlat olmasını bekleyecek. Yani üniversiteler önce , öğrencileri için gereğini yapacaklar. Bunun için devlet önlerini açmalı. Gerekirse devlet işbirliği yapan firmalardan vergi indirimi falan yapmalı vs.
 
Mesleğe yönlendirilsin deyince ben şahsen bir oto tamircisinin yanına stajyer çırak gibi kullanılsın demek istemiyorum. Yine teorik ve ufuk açıcı ileri (advanced) düzey konular da gösterilmeli. Şu anda 3. ve 4. üniversiteyi okumak isteyen çok çok nadir olduğunu düşünüyorum. Üniversiteler , fabrikalara ve endüstriyel çalışmalı ve organize sanayi bölgelerine yakın olmalı. Üniversitedeki hocalar , o fabrika ve tesislerdeki mühendis ve ustalarla birebir bağlantıda olmalı. Yani önce baba , babalığını yapacak , ondan sonra evladından evlat olmasını bekleyecek. Yani üniversiteler önce , öğrencileri için gereğini yapacaklar. Bunun için devlet önlerini açmalı. Gerekirse devlet işbirliği yapan firmalardan vergi indirimi falan yapmalı vs.
Malesef 3. 4. Üniversitesini okuyan kişi sayısı da azımsanmayacak kadar çok.
Üniversitelerde bölüm ve program arzı yani kontenjanları saha koşullarına ve okul yeterliliklerine göre ayarlanmalıdır.
Üniversitelerin merkez kampüsleri teorik bilgilerini verildiği süre içinde kullanılmalı sizin de dediğiniz gibi uygulama yılları ise bölümün gereksimine uygun alanlarda olmalı üretim ve çalışma alanı nerede ise oraya alınmalı veya yeni kampüsler yerine direk sahada olmalı sanayi ise sanayide arkeoloji sahada zirai bölümler zirai alanlarda olmalı
Çırak gibi demişsiniz her işin bir çıraklık dönemi vardır çırak gibi başlamalı ancak devletin dağıttığı hibeler yıllanmış firmalara değil vergisi silinen şirketler ve kulüplere değil bu gençlere eğitim süresince maaş olarak sunulmalı yani dolaylı olarak öğrenci kabul eden şirketlere sunulmalı bu gençler öğrenirken çıraklığını yaşamalı ancak kalfa gibi maaşını almalı bu durum iş garantili okul mantığını kazanmalı bu durum çalışmak için üretmek için gelmeyen de bu bölümleri tercih etmesini engeller zaten.
 
Malesef 3. 4. Üniversitesini okuyan kişi sayısı da azımsanmayacak kadar çok.
Üniversitelerde bölüm ve program arzı yani kontenjanları saha koşullarına ve okul yeterliliklerine göre ayarlanmalıdır.
Üniversitelerin merkez kampüsleri teorik bilgilerini verildiği süre içinde kullanılmalı sizin de dediğiniz gibi uygulama yılları ise bölümün gereksimine uygun alanlarda olmalı üretim ve çalışma alanı nerede ise oraya alınmalı veya yeni kampüsler yerine direk sahada olmalı sanayi ise sanayide arkeoloji sahada zirai bölümler zirai alanlarda olmalı
Çırak gibi demişsiniz her işin bir çıraklık dönemi vardır çırak gibi başlamalı ancak devletin dağıttığı hibeler yıllanmış firmalara değil vergisi silinen şirketler ve kulüplere değil bu gençlere eğitim süresince maaş olarak sunulmalı yani dolaylı olarak öğrenci kabul eden şirketlere sunulmalı bu gençler öğrenirken çıraklığını yaşamalı ancak kalfa gibi maaşını almalı bu durum iş garantili okul mantığını kazanmalı bu durum çalışmak için üretmek için gelmeyen de bu bölümleri tercih etmesini engeller zaten.
3. veya 4. üniversite devam zorunluluğu olmayan Açık Öğretim'in alanlarında veya "Long Distance Learning" olarak yabancı üniversitelerde de olabilir ancak Örgün Öğrretimde olmamalı çünkü trafik sıkışıklığına neden oluyor. Üniversitelerde , Kampüslerin sadece Eğitim binaları, araştırma merkezleri, rektörlük , idari ofisler , Öğrenci yurtları, yemekhaneler, kafeteryalar, spor salonları, sağlık merkezleri ve kütüphaneler vs. daha canlı ve canlandırılması gerek. Üst sınıflar ile alt sınıfların ve u üniversite bünyesinde bihassa eski mezunların kurdukları start-up'lar , yeni sizin gibi teknokentte firma açanlarla irtibatları sağlanmalı ve bilinçli olmalarına imkân verilmelidir. Yani yeni öğrenciler ile üst sınıf öğrenciler ve dahi işyeri açan eski mezunların interaktif (etkileşimli) kültürel bir beraberlikleri ve o üniversitenin ruhu ve aidiyyeti de aşılanmalıdır. Gerekirse devlet desteğiyle o bölümlerde okuyan öğrencilerin oralarda boş vakitlerinde hem part time çalışması sağlanmalı. Yani üniversiteden mezun olup o konuda hem arge ve hem de yeni projeler gerçekleştiren firmalarla irtibat sağlanmalı. Ben Yıldız Teknik Üniversiteliysem o üniversite ve bölümden mezun olan ve başaran insanlarla daha daha bütünleşik olmam sağlanmalı. Fakat şimdi kampüs denilince bilhassa kafeterya , yemekhane vs akla geliyor. Hocam aklıma KAMPÜS'ün daha işlevsel olması konusunun da gözardı edilemeyeceğini düşünüyorum. AHİLİK TEŞKİLATI'ndaki o bölümün bir ruhu ve kültürel değerleri olmalı. Bu noktada usta ve çırak konusu benim de benimsediğim şey. Ama işler dönüyor dolaşıyor Allah'ı tanımadan , durum tespiti yapmadan hiçbir şey olmaz diyorum. Önce akide. Önce maneviyat ve terbiye diğeri sonra zaten gelir. RABB olan Allah'tır. Rabb demek terbiye eden , besleyip büyüten demektir. Aslında terbiye eden Allah'tır. Her ne kadar foreground (görünen planda) alanda terbiye eden biz gibi görünüyorsak ta "Lâ havle ve lâ kuvvete illa billâh" yani "Allah'tan başka güç ve kuvvet sahibi yoktur" düsturunca halden hale çeviren ve terbiye eden aslında Allah'tır. Ahir zaman konseptinde herşey bizim elimizde değil. Eğer işlerin düzgünleşmesini istiyorsak önce bütün bu bozuk akidelerden sıyrılıp (vehhabililik , çakma selefilik , çakma Haniflik , Şiilik , Kaderiyye , Mu'tezile , Mu'attıla , mücessime ve müşebbihe , Mealcilik, Batıniyye akidesinde Nurculuk ve Süleymancılıktan, Alpaslan Kuytul gibi zavallılardan, IRKÇILIK'tan Vahdetül Vücudçuluk vs gibi bozuk akidelerden ve ) Ehli Sünnet Ve'l Cema'at akidesine yani dedelerimizin , dedelerimizin dedelerini akidesine sarılmalıyız. Yani TRADITIONAL ISLAM (Geleneksel İSLAM) kodlarına yeniden dönmek sorundayız. Virüsler ile enfekte olduk. Hatta Virüsler sadece normal file'lara (dosyalara) bulaşmakla kalmadı , sistem dosyalarına da bulaştı ve bunu normal bir antivirüs ile yok etmek kolay değil. Bir aydınlanma dönemi yaşamalıyız ama buna ihtiyaç hissedecek takatimiz de kalmadı. Halbuki Allah teâlâ'nın bize ihtiyacı yoktur. Bizim Allâh'a ihtiyacımız var. O yüzden sağlam bir akideye ihtiyacımız var. Çakma Haniflik de çözüm değil. İran'ın her an bölünmesinin arefesinde bunları yazıyoruz.
 
Malesef 3. 4. Üniversitesini okuyan kişi sayısı da azımsanmayacak kadar çok.
Üniversitelerde bölüm ve program arzı yani kontenjanları saha koşullarına ve okul yeterliliklerine göre ayarlanmalıdır.
Üniversitelerin merkez kampüsleri teorik bilgilerini verildiği süre içinde kullanılmalı sizin de dediğiniz gibi uygulama yılları ise bölümün gereksimine uygun alanlarda olmalı üretim ve çalışma alanı nerede ise oraya alınmalı veya yeni kampüsler yerine direk sahada olmalı sanayi ise sanayide arkeoloji sahada zirai bölümler zirai alanlarda olmalı
Çırak gibi demişsiniz her işin bir çıraklık dönemi vardır çırak gibi başlamalı ancak devletin dağıttığı hibeler yıllanmış firmalara değil vergisi silinen şirketler ve kulüplere değil bu gençlere eğitim süresince maaş olarak sunulmalı yani dolaylı olarak öğrenci kabul eden şirketlere sunulmalı bu gençler öğrenirken çıraklığını yaşamalı ancak kalfa gibi maaşını almalı bu durum iş garantili okul mantığını kazanmalı bu durum çalışmak için üretmek için gelmeyen de bu bölümleri tercih etmesini engeller zaten.
Hocam ayrıca eğitim ve öğretim denilince aklıma bugünlerde yaşanan bir olay geldi. O da :
"İzmir’deki CHP mitinginde TOMA’nın üzerine çıktığı için tutuklanmıştı: İmam hatip lisesinde müdür yardımcısı çıktı"

"Özgür Özel'in İzmir'deki mitingi öncesinde polisin kalabalığa su sıkmasını engellemek için TOMA'ya çıkan ve Kamu Malına Zarar Verme"den tutuklanan Deniz Yolçu Fatih’teki bir kız imam hatip lisesinde müdür yardımcısı çıktı"
 
Ülkemiz karma bir tıplumdur tamam geneli Müslüman olabilir ancak her bireyin azınlıkta olsalar kendi dilinde kendi dininde de eğitim almasına karşı değilim ben ortak yaşam alanlarında mümin olanlar gerçekten Allah'ın emir ve yanaklarına uygun liyakatli olur ise dini tanıtmaya gerek bile kalmaz tarihte bunun birçok örneği vardır zaten İslam anlatılarak değil yaşanarak benimsetilmeli bu da kurumlardan çok ailelerin görevi siz hem ilmi hem bilimi okullara dikte ederseniz çocuklar okuldan kaçar ben hiç olmasın demiyorum sadece zoraki yapıldığında 10 yıl da anlatsan nafile ona aile verecek önce öyle evde çocuğun eline telefonu ver bana karışmasın sessiz sessiz kenarda dursun dediğimiz sürece bu iş olmaz keşke bu dediklerinizi yapabilir bir ortam olsaydı derim ancak
 
Ülkemiz karma bir tıplumdur tamam geneli Müslüman olabilir ancak her bireyin azınlıkta olsalar kendi dilinde kendi dininde de eğitim almasına karşı değilim ben ortak yaşam alanlarında mümin olanlar gerçekten Allah'ın emir ve yanaklarına uygun liyakatli olur ise dini tanıtmaya gerek bile kalmaz tarihte bunun birçok örneği vardır zaten İslam anlatılarak değil yaşanarak benimsetilmeli bu da kurumlardan çok ailelerin görevi siz hem ilmi hem bilimi okullara dikte ederseniz çocuklar okuldan kaçar ben hiç olmasın demiyorum sadece zoraki yapıldığında 10 yıl da anlatsan nafile ona aile verecek önce öyle evde çocuğun eline telefonu ver bana karışmasın sessiz sessiz kenarda dursun dediğimiz sürece bu iş olmaz keşke bu dediklerinizi yapabilir bir ortam olsaydı derim ancak
"Özgür Özel'in İzmir'deki mitingi öncesinde polisin kalabalığa su sıkmasını engellemek için TOMA'ya çıkan ve Kamu Malına Zarar Verme"den tutuklanan Deniz Yolçu Fatih’teki bir kız imam hatip lisesinde müdür yardımcısı çıktı"
Dikkatle takip ediyorum sizleri, bakalım konu nereye varacak :)
 
Ülkemiz karma bir tıplumdur tamam geneli Müslüman olabilir ancak her bireyin azınlıkta olsalar kendi dilinde kendi dininde de eğitim almasına karşı değilim ben ortak yaşam alanlarında mümin olanlar gerçekten Allah'ın emir ve yanaklarına uygun liyakatli olur ise dini tanıtmaya gerek bile kalmaz tarihte bunun birçok örneği vardır zaten İslam anlatılarak değil yaşanarak benimsetilmeli bu da kurumlardan çok ailelerin görevi siz hem ilmi hem bilimi okullara dikte ederseniz çocuklar okuldan kaçar ben hiç olmasın demiyorum sadece zoraki yapıldığında 10 yıl da anlatsan nafile ona aile verecek önce öyle evde çocuğun eline telefonu ver bana karışmasın sessiz sessiz kenarda dursun dediğimiz sürece bu iş olmaz keşke bu dediklerinizi yapabilir bir ortam olsaydı derim ancak
Ben Türk kökenli sünni bir müslümanım. Bu konuştuğumuz dil Türkçe mi? Bir dilbilimciye sorulsa ucube olduğunu söyleyecektir. Güya bir dil devrimi yaptılar. Alfabeyi arapça'dan latin alfabesine çevirdiler. Kabul etmek gerekir ki hem Türkçe ve hem de Kürtçe ve hem de Farsça zayıf bir dil. Bu 3 dilin kendine özgü embedded bir alfabeleri var mı? Hayır yok. Gürcülerin dili de var , alfabeleri de var. Rusların Kiril alfabeleri var. Bulgarların alfabeleri var. Yani yazı dilleri var. Hintlileri Sanskritçe alfabeleri var. Avrupa ve Roma kültürünün Latin alfabeleri var. Arapların , Arapça alfabeleri ve İsraillilerin İbranice alfabeleri var. Çinlilerin alfabeleri ise farklı piktografik ve logografik bir dildir. Yani hem biz Türkler , hem Kütler ve hem de Farisiler İSLAM DİNİ sayesinde level atladık. Medenileştik. ALAHIN PEYGAMBERİ olmadan medenileşmek mümkün değildir. Konuşmayı , okumayı , nesneleri medeniyeti öğrendik. Bir nebevi kültür ile bütün milletleri geride bıraktık. Biz de beğendik ve bu hakk dine yapıştık ve yükseldik. Şimdi ise bağımız zayıflatıldı ve bağımız neredeyse koparıldı diyebilirim. Şu an nesiller bambaşka bir kültür ile yetişti ve yetişmekte. Seküler kültürdür bu. İSLAM ise asıl olan değil , Uğur Mumcu'nun da dediği gibi TÜRK nedir denilince Türk , isviçre medeni kanununa göre evlenen, italyan ceza yasasına göre cezalandırılan, alman ceza mahkemeleri usulü yasasınca yargılanan, fransız idare hukukuna göre idare edilen, ve islam hukukuna göre gömülen kişidir. Şu an islam dini denilince kendimizi SÜNNİ sanıyoruz ama değiliz. Aslınca şu an toplumun vehhabiler (çakma selefiler) % 5'ini , ateist , deist , agnostikler , küreselciler , masonik inançtakiler % 45'ini ve batıniyyeciler (nurcular , süleymancılar) %10'unu , ve Vahdetül Vücudçular (İmam-ı Rabbanici ve Mevlanacılar) %5'ini ve Mu'tezile yani Kaderiyye veya Mu'attıla akidesindekiler (Mustafa İslamoğlu , Mehmet Okuyan , Cemal Külünkoğlu , Abdülaziz Bayındır , Ali Akın , Fehmi İlkay Çeçen vs+ Çakma Hanifler) ise %33,99'unu oluşturuyor. Ama kader , cüz'i irade gibi konularda toplumun % 98'i Mu'tezile akidesindedir. Sünni değildir. Yani sünniliği bilmiyoruz ki yaşayalım ve yaşayarak tebliğ edelim. Sünniliği bilmediğimizi ve sünni olmadığımızı ispat edebilirim. Hatta diyanetin de sünni olmadığını 2 dakikada ispat edebilirim. O yüzden size biraz daha geriden almamız gerektiğini anlatmaya çalışıyorum. Şu anda toplumda kabul gören ve herkesin kabul ettiği kader , Allahın iradesi , hayır , şer , Allahın fiilleri , Allahın tecelisi , Allahı tesbih etmek , Allahı tenzih etmek , Allah'ı takdis etmek , hamd ne demek , şükür ne demek , hamd ile şükür arasındaki fark nedir , namazda tesbihatta 33 defa sübhanallah derken neyi kastediyoruz , 33 defa elhamdülillêh derken neyi kastediyoruz , 33 defa Allahu Ekber derken neyi kastediyoruz. Sünniliği de bilmiyoruz diğer akideleri de bilmiyoruz. İşi bilmiyoruz. Dostumuzu ve düşmanımızı bilmiyoruz. FETÖ'nün nasıl ve ne olduğunu neden böyle olduğunu akaidei olarak bilmiyoruz. AKP'ye oy verseler bağrımıza hemen basmamız gerektiğini düşünüyoruz. Yani İSLAMA , siyasal olarak bakıyoruz. Toplum da her şeye SİYASİ bir yaklaşımla bakıyor. Ama ben ise AKAİDİ olarak bakıyorum. Hakiki bir SÜNNİ olarak bakıyorum. "TÜRK KÜRT KARDEŞTİR" sloganını ben şöyle değiştiriyoum. MÜ'MİN TÜRK , MÜ'MİN KÜRDÜN KARDEŞİDİR. Ben , Sünni Müslüman bir Türk olarak DİNSİZ BİR TÜRKÜN KARDEŞİ değilim. MÜ'MİN BİR KÜRDÜN , MÜ'MİN BİR TÜRKÜN veya MÜ'MİN BİR ARABIN KARDEŞİYİM. Sensörlerimizi ve filtrasyonumuzu EHLİ SÜNNET VEL CEMA'AT KRİTERLERİNE göre yeniden yapılandırmamız şart. ALLAHA EMANET OLUN.
 
Geri
Üst
Konsey Haberler Akış Mesaj Profil